Gıyasettyin emre anlatıyor: bizim doğu bölgesin de cumhuriyet döneminde köylerin adı da yenilendiği için, ben köyümüzün eski adıyla bir olaydan bahsedeceğim. Bizim köyün adı ganicok idi. Yıl 1927, mevsim ilk bahar. Bir jandarma onbaşısı iki jandarma eri (yaşım müsait olduğu için çok iyi hatırlıyorum). Köy gecmişini genelde hayvancılıktan temmin ettiği için köyün giriş ve çıkışı hayvan pislikleriyle doludur. Jandarma onbaşısı çamurlu yollardan ve hayvan pisliklerine basa basa köydeki Halit aga denilen, aynı zamanda alim olan bir zatın evine geliyor. Postallarını dışarıda çıkartmadan,affedersiniz ahıra girer gibi postallarıyla Halit Ağa' nın evine geliyor. Sonra penceresi dışarıya bakan (bizde evlerin penceresi genelde avlu içine bakar sadece bir odanın. Oda geleni gideni gözetlemek içindir. O odada da genellikle evin büyüğü olan erkek oturur. Odaya ağanın yanına geçerek postallarıyla birlik de pencere kenarındaki sedire uzanıyor. Bir müddet sonra, altı hayvan tersiyle dolu olan postallarını çıkarıp pencere genişliğinde bulunan kitabın üzerine koyuyor. ( bizim evlerimizde modern anlamda kütüphane olmadığı için, genellikle kitaplar pencere genişliğine veya sandıklara konur. )
Tabi herzamanki gibi pencere genişliğinde bulunan en üstteki kitap Kur'an'ı Kerim'dir.jandarma onbaşısı da postallarını Kur'an'ın üzerine koymuştur. Şeyh Halid Ağa'da sessizce oturduğu yerden kalkıp, postalın altındaki Kur'an'ı alıyor,postalı yine aynı yerine koyarak Kur'an'ı yan odaya götürmek istiyor. tam bu sırada jandarma onbaşısı
Halit Ağaya:
- Nedir o elindeki ? ''diye sorunca:
-Kur'an dır. Herhalde siz postalınızı koyarken, postalın altındakinin Kur'an olduğunu fark etmediniz! Diye cevap veriyor Şeyh Halid. Bunun üzerine Jandarma onbaşısı hemen uzandığı yerden ayağa fırlayarak postallarını giyiyor Halid Ağanın elindeki Kur'an ı alarak yere çarpıyor ve Kur'an ı çizmeleriyle çiynerken de bir taraf dan ;
Hala bu Kur'an ımı okuyorsunuz, hala bu çöl kitabını mı elinizde bulunduruyorsunuz. ''diyerek salyalarını akıta akıta Halid Ağaya bağırmaya başlıyor yanındaki iki Jandarmada Kur'an ı ciynemede onbaşlarına yardımcı oluyorlar.
Tabii Şeyh Halid Aga evinden en aziz bildiği, namusu bildiği Kur'an böylesine postal altında çiynenirken ve Kur'an a böylesine hakaret edilirken beyninden vurulmuşa dönüyor ve hemen yan odaya geçerek yatağının altındaki silahını alıyor ve tekrar jandarmaların bulunduğu odaya girerek jandarma onbaşısını ve sonra jandarma erlerini oracık da öldürüyor.
Bu hadise ozaman Muş bölgesinde Şeyh Halid Aga isyanı diye duyuruldu. Oysa isyan misyan hiç bir şey yoktu. Yüzlerce jandarma ellerine süngü takılmış silahlarıyla gani çok köyüne saldırdılar (1927). Önce Şeyh Halid in evine girdiler. Kadın, çoluk, çocuk ayrımı yapmadan hepsini aldılar ve köydeki Halid Ağanın ne kadar yakın akrabası varsa onları da toparlayıp götürdüler. Sonra Şeyh Halid Ağanın komşu köylerdeki hısım akrabaları da tek tek toplanıp eski adıyla Till olan ilçeye getiriyorlar eski adları Ganicok, Gıcık,Dabbi olan köylerden toplanan Şeyh Halid in akrabaları ve Şeyh Halid yüz otuz bir kişi olarak Till ilçesinin ''Nevala çileken'' denilen meydanlığına elleri baglı olarak getiriliyorlar ve yeni adı Kopko olan Till 'illerin çok iyi bildikleri gibi bu yüz otuz bir kişi çoluk çocuk demeden bir anda kurşuna diziliyor ve aynı zamanda süngüleniyor. -Hepsi öldürüldü.
Kafalar kesilecektir...
...''Karma komisyon bir odada toplanmıştı. Riyasetine Hoca Müfid Efendi seçildi. Meseleyi müzakere etmeye başladılar. Şer'iye encümenine mensub hoca efendiler, hala hilafetin saltanattan ayrı olmayacağını ayrımaruf safsalatalara istinat ettirerek iddia ettiler. Bu tarzda görüşmelerin istenilen neticeye varmasını beklemek beyhude idi. Malümat-ı diniye yarışına giren hocalar işi gittikçe çıkmaza sürekleye bilirlerdi. Sıkolastik saplantılar istidad gösteriyordu. Nerdeyse encümen hilafet ve saltanat ın ayrılmazlığı kararına varçaktı...''( Nutuk)
İşte tam bu sırada yine Mustafa Kemal müdahale etti. Mecliste ihtilal meclislerinde görülen bir sahne cereyan etmişti. Gazi Mustafa Kemal birden ileri yürüdü. Bir mektep sırasının üzerine çıktı gayet sert bir eda ile:
- Hakimiyet ve saltanat hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakere ile münakaşa ile verilmez. Kudret le ve zorla alınır. Nitekim Türk Milleti hakimiyet ve saltanatı, isyan ederek kendi eline bilfiil almıştır. Bu bir emri vakidir ( olup bittidir). Mevzu bahis olan millete saltanatın, hakimiyetini bırakacakmıyız, bırakmiyacakmıyız değildir. Mesele zaten emri vaki olmuştur. Şimdi mesele bu emri vaki olmuş hakikati ifade etmekten ibarettir. ''
Bir sıranın üstüne çıkarak orada kesin bir şiddetle konuşan Gazi'nin gözleri, bütün müşterek encümen konuşan Gazinin gözleri, bütün müşterek encümen azaları ve bilhassa encümen in cogunlugu gibi görünen sarıklı hocalar üzerine büyüleyici tesirlerle duralamıştı. Son sözlerini söylerken bakışları, tam karşısındaki bir hoca efendinin gözlerine saplandı:
- Burada toplananlar, Meclis ve herkes, meseleyi tabii görürse fikrimce çok iyi olur. aksi takdirde hakikat genel usülü dairesinde ifade olunur. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir...
1. Kemalizm Dini Çöktü

